14 Haziran 2015 Pazar

George Perec - Şeyler

Epey uzun zamandır yazmadım, bilerek yazmıyor değilim ama sanıyorum hepimizi yoklayan, bazen uzun süre kalan, bazen zorlayan, bazen de sarsıp şöyle güzelce bir kendine getiren dönemlerin birinden geçtim, yavaş yavaş solucandeliğinin dışına çıkıyorum. Bu süreçte epey okudum, normal okumalarımdan daha farklı alanlara ağırlık vererek, okumayı düşünmüyorum dediklerime de ara ara göz gezdirerek, ama önce çok bilindik bir yerden kaldığım önerilere devam etmek istiyorum. George Perec Şeyler ile, Perec zaten son derece tanınmış, yirmiye yakın kitabı olan ünlü bir fransız yazar. Hatta öyle de iyi bir yazar ki ilk kitabı (Les Choses) ile Renaudot ödülü almış, başka ödülleri de var,ama hepsine değinmeyeceğim. Fark ettim ki Perec genelde türkçeye Kayboluş olarak çevirilen La Disparition kitabıyla biliniyor, bütün kitabı hiç e harfı kullanmadan yazdığı için sanıyorum ilgi çekici. Elbette acayip zorlayıcı ve bir o kadar da yaratıcı ama ben bu yazıda sadece "Şeyler" gibi rahat,gerçek ve net bulduğum, uslubuna, diline hayran kalarak okuduğum kitabın yazarını anlamak için not olarak kullanacağım bu veriyi.Perec'ten kısaca söz ettikten sonra kitaba gelirsek, Şeyler hakikaten hafif, leziz ve ferah bir kitap, benim tadlarla aram hep iyi olmuştur, belki senin de öyledir? Pekala şöyle tanımlayayım sana, sanki sıcak bir yaz sabahı çilekli böğürtlenli naneli açık pembemsi bir limonata içiyorsun kelimelerle, kurulan her cümle beyin kıvrımlarına sızıyor ve hafif şekerli ama aroması çok yerinde, hatta öyle ki beyninde bıraktığı tad, avuclarını ısıtıyor, yüzüne renk veriyor : ) Kitapta ne oluyor bitiyor anlatmak yerine kitaptan en sevdiğim ve okurken orada olmamı sağlayan, bu sayede oturdukları evin tüm detaylarını gördüğüm, üçüncü kişi olarak yanlarında sessizce oturduğum,planlarına onların hiç haberi olmadan ortak olduğum, o iki kişinin yanına beni üçüncü olarak davet eden satırları paylaşayım istedim.
Bakalım sen de beğenir misin?


"postadan gelen zarflarını açacaklar, gazetelerine göz gezdireceklerdi. ilk sigaralarını yakacaklardı. dışarı çıkacaklardı. işleri, sabah yalnızca birkaç saatlerini alacaktı. öğle yemeğini yemek üzere buluşacaklardı; havalarına göre ızgara ya da sandviç yiyecekler, bir sokak kahvesinde kahve içecekler, sonra da yürüyerek, ağır ağır evlerine döneceklerdi.
daireleri pek seyrek düzenli olacaktı. ama düzensizliğinin bile çok büyük çekiciliği bulunacaktı. bunu dert etmeyeceklerdi; yaşayacaklardı orada. çevrenin konforu onlara kazanılmış bir olgu, temel veri, doğalarının bir hali gibi gelecekti. dikkatleri, ilgileri başka yerde, açtıkları kitapta, yazacakları metinde, dinleyecekleri plakta, her gün yeniden başlayan karşılıklı konuşmalarında olacaktı. sinirlenmeden, acele etmeden, suratlarını buruşturmadan uzun zaman çalışacaklardı. ardından da akşam yemeğini yiyecekler ya da akşam yemeği için dışarı çıkacaklardı; arkadaşlarıyla bir araya gelecekler, birlikte gezeceklerdi.
zaman zaman, kitaplarla dolu bu duvarların, tümüyle eve uydurulmuş, öyle ki sonunda kendi kullanımları için yaratıldıklarına inandıkları bu eşyaların, bu güzel, tatlı, yalın, ışık saçan nesnelerin arasında tüm bir yaşam uyum içinde geçebilirmiş gibi gelecekti onlara. yine de buraya zincirle bağlıymış gibi hissetmeyeceklerdi kendilerini; bazı günler serüvene gidecekleri. hiç bir tasarı olanaksız gelmeyecekti onlara. ne hınç, ne acı, ne de çekememezlik duyacaklardı. çünkü olanakları ve arzuları her zaman, her noktada uyuşacaktı. bu dengeye mutluluk adını verecekler ve özgürlükleriyle, sağduyularıyla, kültürleriyle, ortak yaşamlarının her anında onu keşfetmesini, korumasını bileceklerdi."
Eğer sen de şimdi o evi biliyor,yüzlerini, ellerini, telaşelerini ve sakinliklerini hissedebiiyor, bir şekilde yoluna koydukları hayatlarını ufak bir yerinden tanıyor, bu satırları okuyunca yabancılık çekmiyorsan bence gerisini de seveceksin. Kütüphanenin bir Şeyler'e ihtiyacı olabilir : )
Sevgilerimle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder